Top 10 similar words or synonyms for mubah

hakîkî    0.591629

âmeli    0.586251

şekilci    0.571847

akıbetlerinin    0.562447

kuruntulu    0.562361

manasının    0.547867

vurgulanmakta    0.545785

inanmanın    0.543679

caizdir    0.541687

pîri    0.541346

Top 30 analogous words or synonyms for mubah

Article Example
Merv Savaşı sunarken, amacının din kardeşi olduğu Özbeklerle savaşmayı mubah kılmak olabileceği
Yom Kippur "Cennet ve Dünya mahkemesinde, Tanrı'nın izni ve bu kutsal cemaatin izniyle, günah işleyenlerle dua etmeyi mubah sayıyoruz."
Kült Gazeteci Mary Ann Sieghart, "The Times" gazetesinde el-Kaide hakkında yayınladığı bir makalesinde örgütü klasik bir külte benzeterek şöyle diyordu: “El-Kaide, resmî kült tanımlarının tamamına uymaktadır. Bu yapı, üyelerinin beynini yıkamaktadır. Kapalı ve totaliter bir toplum inşa etmektedir. Kendi kendine liderliğe soyunmuş, mesiyanik ve karizmatik bir önderi vardır ve hedefe giden her yolu mubah olarak görmektedir.”
Kült 8- Grup, güya yüca amaçları için kendisinin gerekli gördüğü her şeyin mubah olduğunu öğretir veya ima eder. Bunun sonucunda üyeler, gruba katılmadan önce kınanması gereken veya gayrı ahlaki olarak gördükleri davranış veya faaliyetlere girişebilir (örneğin aile ve arkadaşlara yalan söylemek, veya düzmece yardım kuruluşları için para toplamak).
İslam'da keyif verici maddeler Tahavi, "Şerhu Meâni'l-Âsâr" adlı eserinin 'İçecekler' bölümünde nebizin azının da çoğunun da haram olduğu kanaatini benimsemiş kimseler olduğu gibi bu görüşte olanlara muhalefet edip sarhoşluk vermeyen miktarını mubah, sarhoşluk veren miktarda olanı ise haram kabul ettiklerini söylemekte ve haramı miktarla ve sarhoşlukla ilişkilendiren kimselerin de diğerleri gibi kendi lehlerine olan rivayetlere sahip olduklarını hatırlatmakta ve hem toptan yasaklığa delil olarak sunulan rivayetlerle kısmi yasaklığa delil olarak sunduğu rivayetleri sıralamaktadır. Tahavi, her iki grup rivayeti birbirleriyle çelişki oluşturmayacak derecede yorumlamaktadır. Onun kısmi haramlığa delil olarak gösterdiği rivayetlerden bazıları şunlardır:
İlmiye 17. yüzyıldaki din yorumlaması da medrese programları üzerinde etkileyici olmuştur. 16. yüzyıl sonlarında Birgivî Mehmet Efendi, toplumdaki din ve mezhep sürtüşmelerini kaldırmak için ""Tarikat-ı Muhammediye"" adlı bir eser yazmıştır. Bu eser, geniş düşüncenin yerine şüphe ve tereddütün geçmesinde etkili olmuştur. Bu kitap dinen yasak olan bir sürü hareket belirlemiştir. Bu eserde bilimler de ""mubah"" ve ""merdûd"" (redd) ilimler diye ikiye ayrılmış; kelam, astroloji ve birçok tabiat bilimleri ikinci sınıfa sokulmuştur. Birgivî'nin bu görüşü, daha sonraki yıllarda "Kadızâdeler" tarafından savunulmuştur. Dini konularda yorumlara açık görüşü savunanlara da "Sivasizâdeler" denmiştir. Daha sonra Ayasofya Camiinde vaazlar veren Üstüvanî Mehmet Efendi de bir Risale yazarak, dinen yasak hareketler çerçevesini daha da genişletmiştir. Bunların açtıkları çığırda medrese programları giderek kısırlaşmıştır.
İsyan Günlerinde Aşk Aldatanlar aldatmakla yetinmezler; onlar, ihanete uğrayandan bunun için üzülmemesini, kahırlanmamasını, dertlenmemesini, sevdiğinin bir başkasıyla yaşadığı hazzın üstüne kendi acılarının gölgesinin vurmasına izin vermemesini de isteyecek kadar bencilleşirler. İhanetin yarattığı ve hem aldatanın hem aldatılanın hayatına yayılan kederli gölgeyi, isterler ki aldatılan temizlesin, aldatanı vicdan azabından, suçluluktan, bir başkasını haksız yere üzmüş olmanın utancından kurtarsın; bunu elde edebilmek için aldattıklarının önünde alçalmayı, kendilerine acındırmayı, gülünç şaklabanlıklarla bir gülücük koparmaya uğraşmayı mubah sayarlar ama ne yaparlarsa yapsınlar bu armağanı aldattık- larından alamazlar; aldatılan, elinde kalan son silahı asla kendini aldatana gönül rızasıyla teslim etmez. Ragıp Bey de, şehrin bir isyanla sarsıldığı o akşam, akıbeti meçhul bir yolculuğa çıkarken, istediği armağanı alabilmek için farkına varmadan kendisini acındırmaya uğraştı; eğer yaptığı şeyin farkına varabilseydi bunu asla yapmazdı ama o anda, kendi kederiyle soğumuş kadının bir tebessümüne, yarı karanlık odada tek başına Kuran okuyan yalnız kadının kendisine bağışlayacağı bir vicdan rahatlığına öylesine muhtaçtı ki kendisine hâkim olamadı. "Bir çatışma kaçınılmaz gözüküyor, gidip de dönmemek var, hakkınızı helal edin." Hatice Hanımın verdiği cevabı hiçbir zaman unutmadı: "Benim sizde bir hakkım yok."