Top 10 similar words or synonyms for güçsüzlükleri

sapkınlıkları    0.656824

hâdiseler    0.641812

çelişmesi    0.640449

hicivleri    0.631190

bacaklarındaki    0.626572

gruplaşmalar    0.625233

brahmanların    0.624716

dışlaması    0.621070

sataşmaları    0.616353

zalimlikleri    0.616011

Top 30 analogous words or synonyms for güçsüzlükleri

Article Example
Che Guevara Bu yolculuk sırasında kitlelerin yoksulluğunu, baskıyı ve güçsüzlükleri yakından gözlemleyen ve Marksizm'den etkilenen Guevara, Latin Amerika'daki ekonomik ve sosyal eşitsizliklerin tek çözümünün devrim olduğu sonucuna vardı. Yolculukları, Latin Amerika'ya ayrı uluslardan oluşan bir karma yapı olarak değil de kurtuluşu ancak kıta çapında bir strateji ile gerçekleşebilecek tek bir vücut olarak bakmasını sağladı. Sınırları olmayan ve tek bir ‘’mestizo’’ (Avrupalı ve yerli melezi) kültürle bağlanmış birleşik İber-Amerika kurabilmeyi hayal etmeye başladı . Bu düşünce, sonraki devrimci eylemlerinde öne çıkacaktı. Arjantin'e döner dönmez, Güney ve Orta Amerika'da kaldığı yerden gezilerine devam edebilmek için tıp öğrenimini hızla bitirdi.
Antisemitizm "Zillet" ve "küçülme" kelimeleri Kur'an'da ve sonraki dönem Müslüman yazılarında Yahudiler ile bağlantılı olarak sıklıkla kullanılır. Lewis'e göre, "İslami bakış açısından, bu, geçmişteki isyankarlıklar için kendilerine verilen adil bir ceza idi ve Hıristiyanlık ve İslamın kudretli güçleri arasındaki mevcut güçsüzlükleri ile kendini gösteriyordu." Kur'an'da Yahudilere yönelik standart atıf Bakara Suresi'nin 61. Ayeti'dir: "Siz şöyle demiştiniz: "Ey Musa, biz bir tek yemeğe asla dayanamayız; bizim Rabbine dua et de bize yerin bitirdiklerinden baklasından, acurundan, sarımsağından, mercimeğinden ve soğanından çıkarıversin." Musa şöyle demişti: "Siz daha aşağı bir nimete daha üstün bir nimeti mi değiştirmek istiyorsunuz? "İnin bir kasabaya; istediğiniz sizin olacaktır." Ve üzerlerine zillet, eziklik ve yoksulluk damgası vuruldu, Allah'tan bir gazaba çarpıldılar. Bu böyle oldu, çünkü onlar Allah'ın ayetlerini inkar ediyor ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. İsyan ettikleri için böyle oldu. Sınır tanımıyor, azgınlık yapıyorlardı."
Ahlakın Soykütüğü Üzerine Aristokratik değerleri yaratanlar, Nietzsche’nin ‘şövalye aristokrasisi’ olarak da adlandırdığı kasttır. Bu kastın karşısında rahipler, aristokrasiye düşman bir başka kast olarak var olurlar. “Rahiplerin değerlendirme biçimlerinin şövalye aristokrasisinden kaynaklanıp zıt yönde geliştiği kolayca kestirilebilir; bu zıt yönlü gelişme, özellikle rahipler kastıyla savaşçılar kastı, birlikte olmayı, anlaşmayı istemeyip karşı karşıya geldiklerinde ortaya çıkıyor”. Çıkarları çatışan bu iki kast arasındaki sorunlar, açık bir mücadele ile çözülemez. Rahiplerin, bedensel aktiviteleri, gücü, savaşı ve güzelliği değerleri olarak gören aristokrasiye açıktan karşı çıkma şansları yoktur. Güçsüz olan rahipler, aristokrasiyi başka bir şekilde alt etmişlerdir. Güçsüzlükleri nedeniyle sabırlı ve kurnaz olmayı öğrenen rahipler, aristokratik değer eşitliğini (iyi= soylu=güçlü=güzel =mutlu=Tanrı'nın sevgilisi) tersine çevirerek aristokrasiden intikam almışlardır. Nietzsche’nin ‘ahlakta köle başkaldırısı’ olarak adlandırdığı bu tersine çevirmeyi, ilk kez Yahudiler gerçekleştirmiştir. “Yahudiler, o rahip ruhlu halk, düşmanlarına ve istilacılarına karşı çıkarken, en sonunda sadece düşmanlarının değerlerini yeniden değerlendirmekten başka bir şey yapmadılar, yani, en tinsel intikamı gerçekleştirdiler”. Sonunda köle başkaldırısı kendi ahlakını yaratmış ve zafer kazanmıştır.
Berberiler Berberiler ile Araplarlar arasındaki bu uzlaşma hiçbir zaman tam olmadı ve uzun sürmedi. Sünniliğe tepki olarak Berberiler IX. yy'da, Haricilikle ters düşmesine karşın, Şii öğretilerini kabul ettiler. Fatımiler Abbasiler'e karşı koyabilecek yeterli güce erişince, Berberilerin büyük çoğunluğunca desteklendi; buna karşılık küçük bir kesim, Zenateler, özerkliklerini ilan ederek Endülüs Emevî'lerine katıldılar. Fatımiler Mısır'a yerleşince Mağrib'de karışıklıklar başladı. Ziri Hanedanını kuran Sanhaca Berberileri Doğu'da iktidarı ele geçirdiler; Zenateler Doğu Mağrib'i önce Emevîler adına yönettiler, sonra kendi hanedanlarını kurdular. 11. yüzyıl'daki Hilali istilalarından sonra, dinsel bir reform hareketinden güç alan iki Berberi hanedanı, Murabıtlar ve Muvahhidler büyük imparatorluklar kurdular. Birinci imparatorluk Fas'tan Becaye'ye kadar uzayan alanca kuruldu; ikincisi tüm Mağrib'i ve Tripolitania'yı içine aldı. Bu imparatorlukların yıkılmasından sonra, Berberiler Merini, Abdülvadi ve Hafsi krallıklarını kurdular; ancak bu krallıklar güçsüzlükleri yüzünden 14. yy'dan itibaren, yan yana dizilen, birbirinden kopuk birçok kent ve kabileden oluşan bir toplumsal yaşam biçimi egemen oldu. Mağribi kapsamamakla birlikte, önce Osmanlı egemenliği (XVI. yy - XIX. yy), daha sonra Fransız Sömürgeciliği (XIX. yy. - XX. yy) Kuzey Afrika ülkelerini Arap ve Müslüman devletlere dönüştüren evrimi hızlandırdı; buna rağmen Berberiler, Rif ve Sahra arasında Avras ve Büyük kabiliye dağlarına sığınarak dillerini ve geleneklerini günümüze kadar korumayı bildiler.