Top 10 similar words or synonyms for şahsiyetinin

bağlamacılar    0.714917

klarnetçiler    0.699528

sözlükçüler    0.696287

neyzenler    0.694624

kadrî    0.680423

flüchtlinge    0.677184

sazlarını    0.676752

halkbilimcileri    0.676622

hakasyanın    0.676428

anhang    0.676285

Top 30 analogous words or synonyms for şahsiyetinin

Article Example
Sattar Erubaev Babası Askar, anası Bapa şahsiyetinin oluşmasında büyük bir öneme sahiptir.
Binali Yıldırım 2015 yılında Gazeteci Ahmet Şık, adlı kitabında Yıldırım'a hakaret ettiği gerekçesiyle, 4 bin liralık manevi tazminat ödedi. Dava dilekçesinde Yıldırım'a yönelik asılsız ithamlarda bulunarak, hakaret ettiği öne sürülmüş, Yıldırım'ın kişilik haklarının ve manevi şahsiyetinin zedelendiği kaydedilmiştir.
Mata Hari 1 Mayıs 1897'de Rudolf ile Margaretha "Princesse Aurelia" gemisiyle Cava'ya hareket ettiler. O andan itibaren Mata Hari'nin gerçek şahsiyetinin kavranmasını imkânsız kılan, karışık bir devre başladı. Halbuki olaylar gayet normal seyrediyordu. Marie Jeanne adını verdikleri bir kızları olmuştu. Fakat çok geçmeden küçük Norman zehirlenerek öldü. Ondan sonra da müşterek hayat cehennemi andırmaya başladı.
Bâtınîlik Orta Asya’da yaşayan ve Türkler’in dini olan Şamanizm, Pamir’e kadar gelen Alevî-Bâtınî dâ’îlerinin savunduğu ilkeler ile kolayca kaynaşabilecek akideler ihtiva etmekteydi. “Bâtınîler” eski Türk dîninde mevcut olan bir takım inançlar ile “Şîʿa-i Bâtın’îyye” arasındaki benzerlikleri kullanarak büyük istifade köprüleri oluşturdular. Bu hususta en çok yararlandıkları fikir ise Ali bin Ebû Tâlib’in şahsiyetinin ilâhlaştırılması ve kendisine Türk ilâhlarının en büyüğü olan ve göğün en üst katında oturan Gök Tanrı’ya eşdeğer bir makam atfedilmesi olmuştu.
Alevilik tarihi Orta Asya’da yaşayan ve Türkler’in dini olan Şamanizm, Pamir’e kadar gelen Alevî-Bâtınî dâîlerinin savunduğu ilkeler ile kolayca kaynaşabilecek akideler ihtiva etmekteydi. “Bâtınîler” eski Türk dîninde mevcut olan bir takım inançlar ile “Şîʿa-i Bâtın’îyye” arasındaki benzerlikleri kullanarak büyük istifade köprüleri oluşturdular. Bu hususta en çok yararlandıkları fikir ise Ali bin Ebû Tâlib’in şahsiyetinin ilâhlaştırılması ve kendisine Türk ilâhlarının en büyüğü olan ve göğün en üst katında oturan Gök Tanrı’ya eşdeğer bir makam atfedilmesi olmuştu.
Türkler'de batınilik tarihi Orta Asya’da yaşayan ve Türkler’in dini olan Şamanizm, Pamir’e kadar gelen Alevî-Bâtınî dâîlerinin savunduğu ilkeler ile kolayca kaynaşabilecek akideler ihtiva etmekteydi. “Bâtınîler” eski Türk dîninde mevcut olan bir takım inançlar ile “Şîʿa-i Bâtın’îyye” arasındaki benzerlikleri kullanarak büyük istifade köprüleri oluşturdular. Bu hususta en çok yararlandıkları fikir ise Ali bin Ebû Tâlib’in şahsiyetinin ilâhlaştırılması ve kendisine Türk ilâhlarının en büyüğü olan ve göğün en üst katında oturan Gök Tanrı’ya eşdeğer bir makam atfedilmesi olmuştu.
Prabhat Ranjan Sarkar P.R. Sarkar’ın insanlığa en büyük katkısı şüphesiz ruhani şahsiyeti Shrii Shrii Anandamurti olarak Tantra ve Yoga felsefelerine ve uygulamalarına getirdiği yeniliklerdir. Birçok öğrencisine ileri seviye Tantra meditasyonu öğretmiştir. P.R. Sarkar’ın mistik ve ruhani şahsiyetinin tezahürlerini yakından yaşayanlar bu tecrübelerini kitaplarda ve sohbetlerde anlatırlar. Shrii Shrii Anandamurti'nin Tantra felsefesi Ananda Marga Tantra olarak bilinmektedir ve batı dünyasında işlenen Neotantra ile hiçbir ilgisi yoktur. Geleneksel Tantra'dan da oldukça farklıdır çünkü bazı yanlış uygulamalar temizlenmiştir. Ananda Marga Tantra felsefesinde ve uygulamasında cinsel ritueller yoktur.
Âşık Çelebi Nesirde olduğu kadar nazımda da maharet sahibi olan Âşık Çelebi'nin rind meşreb, hoş sohbet, arkadaş canlısı, vefakâr ve zeki şahsiyetinin yanı sıra çok keskin bir gözlemci olduğu ünlü eseri Meşâirü'ş-Şuarada açıkça görülür. Mahlas olarak Âşık adını seçmesi ise onun güzelliklere düşkünlüğünü ve hayata bağlılığını göstermektedir. Türkçeden başka Arapça ve Farsça'yı da çok iyi bilen Âşık Çelebi asıl şöhretini klasik edebiyatımızın gerçekten en önemli ve güvenilir kaynaklarından biri olan tezkiresi ile yapmıştır. Tezkiresinde kullandığı süslü nesir üslubu da ayrıca eserin bir özelliğini teşkil etmektedir. Arkadaşlarını, eğlence yerlerine kişilerin özel hayatı ile ilgili ayrıntıları öylesine güzel bir dille anlatır ki canlı tasvirleri ile okuyucuyu adeta çizdiği tablonun içine çeker. Nesrine göre, nazmı oldukça basittir.
Sina ve Filistin Cephesi Bu çekilme esnasında 7. Ordu da komutanının güçlü şahsiyetinin, sevk ve idaresi altında düzenli bir şekilde, düşmanı karşılayarak, şiddetli taarruzların önünde ezilmeden ve tertibatını bozmadan çekilmekteydi. M. Kemal Paşa, İngiliz baskısından dolayı değil, 7. Ordu'nun sağ kanadını koruyan 8. Ordu kalmadığı için çekilmekteydi. Kuşatılmaktan kaçınmak gerekiyordu. Böylece M. Kemal Paşa'nın doğusundaki 4. Ordu da kuzeye doğru geri çekilmeye başlamışt. Bu çekilmenin yanı sıra M. Kemal Paşa, Halep'te düşmanla ve asi Araplarla yaptığı son muharebeyi de kazanmış ve düşmanın ilerlemesi 26 Ekim 1918'de sınırımızda tamamıyla durdurulmuştu. Bu sırada M. Kemal Paşa Suriye'yi savunmanın gereksizliğini derhal anlamıştı. Ona göre asıl savunulması gereken Anadolu idi. Bu sebeple emrindeki orduyu Halep'in 5 km. kuzeyine çekerek, Toros geçitlerini savunma hazırlığına başladığı bir sırada 30 Ekim 1918 tarihinde İtilaf Devletleri'yle Mondros Mütarekesi imzalandı.
İlhami Çiçek Ahmet Oktay, İlhami Çiçek hakkında konuşan nadir şairlerden biridir ve onu 'İslâmcı Şair' olarak tanımlar. Bununla birlikte Oktay'a göre Çiçek; İslâmcı Şiir'in yükselişinde payı olan 'ama' modernist şiirle bağ kurarak şiir yazan ve şiirlerinde "gizilgüç halinde bir günah ve zina korkusuna ilişkin imgelere rastlanan" bir şairdir. Mehmet H. Doğan ise Çiçek'i 'sağ şiir' kümesine alarak şöyle diyor: "Sağ şiirin, hâlâ İkinci Yeni’nin ilk yıllarındaki “imgeleri yenileme, canlandırma” dönemini yaşayan bir örneği İlhami Çiçek’in şiirleri." Bu konuda en ilginç tespiti ise, C. Hüseyin Düz yapmaktadır: "Sağ, müntehir şair İlhami Çiçek’i; sol, müntehir şair Nilgün Marmara’yı, aynı ideolojik ritüellerle aforoz eder..." Elbette, bu tespitleri haksız çıkaracak, İlhami Çiçek hakkında yakın çevresi dışında dönemin şairleri arasında konuşan ya da yazan yok. Bununla birlikte İlhami Çiçek; Nâzım Hikmet için "Nâzım toprağını, toprağın insanını ilk defa sözle okşayan şairdir bana göre." veya Cahit Zarifoğlu için "Sanatının sevilmesi, saygı duyulması" cümlelerini kurabiliyordu. İbrahim Eryiğit'e göre de durum böyledir ve bu durumu kardeşi Mehmet Latif Çiçek'e "İlhami Çiçek’e şair olarak bir çerçeve çizecek olursak Ahmet Oktay’dan C.Süreya’ya, Ahmet Telli’ye kadar farklı kesimlerce tanınıyor. Fakat ben İlhami Çiçek’in bizim kesimce hem şiirinin hem de şahsiyetinin yeterince tanınmadığı kanaatindeyim. Siz çok yakını olarak neler söylersiniz?" cümlesi ile sorduğunda,Mehmet Latif Çiçek ağabeyinden bir alıntı yapıyor ve "azaldı/halk içinde yüzdeki ben gibiler" mısraı ile cevap veriyordu.